Kullanıcı Adı
Parola
Beni Hatırla
 » Üye Olun
 » Şifremi Unuttum
 » Aktivasyon İşlemleri
» bilim (15)
» çevre (4)
» gazete (0)
» genel kültür (49)
» gezi - anı (43)
» hayat (360)
» hayvanlar (6)
» hikaye (28)
» internet (99)
» iş dünyası (3)
» kıl oluyorum (43)
» kişisel (103)
» kitap (5)
» mizah (41)
» müzik (19)
» okul (2)
» öykü (23)
» politika (74)
» radyo (1)
» röportaj (2)
» sevgi (177)
» sinema (18)
» siteden haberler (25)
» spor (16)
» tarih (0)
» tebrik ediyorum (11)
» televizyon (3)
» tiyatro (0)
» yetişkin (25)
» bol vitamin
» 1 milyon TL'ye kitaplar.
» Hikayeler
» vex
» deneysel
» disguast
» designers vault
» esadness
» plastic wings
» enberbats
» sunipeyk
» designeddisorder
» luna.ch
» e ?
» zoque.com
» donna scan
» atilla baybara
» graphart
» Üç Nokta Anlam Platformu
» bildirgec.org
» sanatsal
» soru cevap
» site analizi
» x-ist
» hafif.org
» meze.net
» çay ve kurabiye
» yaşam dersleri
» hede hödö ve obaaa



 RSS ve Blog Desteği 
 Hızlı Haber-Makale Oku 
 XML› 
Beş Dakika Bekle,Git(me)
"Çünkü ruhumu kestim, beni kan tutuyor."

Burada ölü nergis kokusu var. Gözüme Attila İlhan kaçtı ve yapacak bir şey yok. Santimantalizm* mezhebinin yüksek tepeler arasında gizlenmiş mabedinde adıma düzenlenmiş ölü nergis kokulu bir cenazeyi izliyor gibiyim. Bugün öğretmenler günü ve daha günler öncesinden mesai arkadaşlarımla bu restoran için rezervasyon yaptırmıştık. Bir edebiyatçı(!) olmanın en kötü yanı insanların size "sanatçı" rolü yüklemiş olması. Ismarladığımız yemekler gelmeden restoranın duvarlarındaki meşhur resimlerin taklitlerini incelerken bunun sıkıntısı içindeyim. Resim hocamız Saim Bey` in yemeğe gelememesi ne büyük talihsizlik .Dost meclisinin elde kalan tek sanatçısı ben olduğum için engin bilgilerimin ışığında yapacağım yorumları dinlemek için sabırsız ve ısrarcı gözler tarafından iğfal ediliyorum. Bir iki sefer nazlanmayı denesem de para etmiyor. Resmin önünde dikilip bir elim çenemde,diğeri cebimde öylece bakıyorum boş boş. Yaklaşık bir dakika sonra dostlarıma dönüp, gözlüklerimi yarı indirip gözlerimi kısarak," çok güzel," demekle yetiniyorum. Derin bir sessizlik yaratıyor sözlerim. Sanırım benden heyecan içinde masaya dönüp " ah, ne kadar harikulade bir çalışma! Sanatçının karanlıkta sıkışıp kalmış ruhunun romantik devinimlerini hissedebiliyor musunuz bu umursamaz fırça darbelerinde?" gibi bir yorum yapmamı bekliyorlardı. Aslında ben sanatçı bile değilim. Sadece bir lisede edebiyat öğretmenliği yapıyorum. Tahminen on sekizinci yılımı doldurmak üzereyim. Bir kere, ne olursa olsun, edebiyatla haşır neşir olmanız sizi sanatçı yapıyor insanların nazarında. Hadi sanatçı olmayın,a ma en kötü ihtimalle "sanatçı ruhuna" sahip olmalısınız, çünkü bir edebiyatçı olma damgasını yemişsiniz bir kere. Aslında ben de yıllarca bu sıfattan hiç şikayetçi değildim. Ama artık bu yük ağır gelir oldu ve ben hamallık yapamayacak kadar yaşlanmış olmalıyım. Aslında ben edebiyatı hiç sevmedim de. Lisede zorla geçtiğim dönemleri anımsarım hala. Utanmam mı gerek? Size kendimi affettirecekse şiir okumayı pek sevdiğimi söyleyebilirim. Fakülte yıllarımda ders esnasında sıranın altında gizlice okuduğum şiir kitaplarının haddi hesabı yoktur. Öyle ki kitaplara harcadığım harçlıklarımı toplasak bir Monet tablosu satın alır. Pekala, abartmayalım.
"Çünkü ben buradayım, karanlıktayım,"
Yemekler geldi, şarap servisi yapılıyor. Emektar matematik hocamız Hamdi Bey çatalıyla kadehe vurarak dikkatleri üzerine toplamaya çalışıyor. Sessizlik olup bütün gözler ona yönelince iyice havaya girip ayağa kalkıyor. Galiba günün önem ve ehemmiyeti hakkında konuşma yapacak. Konuşmaya başlamadan önce kareli ceketinin ilikli düğmesini çözüyor ve bordo süveterinin altındaki göbeği fırlıyor dışarı. Kırmızı yüzündeki beyaz sakallı çenesini ovuşturuyor bir iki kez.Düşünceli gözleri masadakileri bir bir geziyor. Anlaşılan aklındaki cümleleri bir sıraya dizmeye çalışıyor. Hala konuşmaya başlamadığı için boş bakışlarla birbirimize bakınıyoruz. Sonunda gözlerini ufukta bir yere dikerek konuşmaya başlıyor. Öğretmenlik mesleğinin onun nazarında ne yüce bir uğraş olduğundan bahsediyor önümüzdeki üç dakika boyunca ve sonunda bu yıl emekliye ayrılmaya karar verdiğini açıklayarak bombayı patlatıyor. Son sözlerinin yarattığı şaşkınlık ve uğultuyu bastırmak için iki elini "susun" anlamında havaya kaldırıp savunmaya geçiyor. Mesleğine çok büyük bir aşkla bağlı olmasına rağmen artık yaşlandığından ve öğrencilere faydalı olamayacağından, genç öğretmenlerin yolunu açmaktan bahsediyor. Sözlerini bitirince saygılı bir sessizlikle karşılanıyor. "Ve arkadaşlar bugünün hatırı için Mehmet Bey'in beni kırmayıp bir şiir okumasını rica ediyorum," diyor bir eliyle beni işaret ederek. Hoppala, buyurun buradan yakın! Yalvaran gözlerle Hamdi Bey`e bakıyorum. Ama masadakilerin de ısrarı üzerine Attila İlhan`ın en son bu sabah yüz bininci kez okuduğum bir şiirini okumaya başlıyorum:"Sen İstinye` de bekle, ben buradayım..." Ben okudukça kadehler boşalıyor, boşaldıkça beyaz gömlekli ve papyonlu garsonlar tarafından tekrar dolduruluyor. Gözlerimi kapatıp, biraz da şarabın etkisiyle, iyice havaya girmişim fark etmeden. Galiba güzel de okuyorum, şiir bittiğinde masadakilerin hayran bakışlarıyla buluşuyor bakışlarım. Müzik hocası Emel Hanım işi abartıp küçük bir alkış tutuyor. Ama üzerimdeki ilgiyi beş dakikadan fazla tutamamak gibi bir meziyetim vardır, birazdan herkes kendi arasında ikili üçlü gruplaşarak ayrı ayrı sohbetlere dalıyor.
"İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım,"
Emel Hanım yanımdaki boş sandalyeye koyduğum solmaya yüz tutmuş nergis buketini işaret ediyor soran gözlerle. Utanarak öğrencilerimden birinin verdiğini söylüyorum. Takdir eder bir tebessümle başını sallıyor. Kadehimin tekrar boşaldığını gören mavi gözlü, çilli garson eğilip tekrar dolduruyor. Eşimin ölümünden bu yana böyle yemekli sohbetli bir davete katılmamıştım. Ne kadar da uzun zaman olmuş. Şarabın etkisiyle iyice çenem düşüyor ve ben de sohbete katılıyorum. Önümüzdeki hafta öğretmen maaşlarına zam yapılması için düzenlenecek olan yürüyüş hakkında ateşli bir sohbete dalıyoruz önümüzdeki yarım saat boyunca. Konuşma boyunca da karşımda oturan Seval Hanım`a kayıyor bakışlarım. Seval Hanım dönemin başında tayin oldu okulumuza. Rehberlik hocasıdır. Aramızda en genç olan o. Ne de güzel, ne de masum şey! Restoranın ahşap duvarlarına asılmış şamdanlardan yansıyan ışık deniz saçlarına düşüyor. Tanrım,g ördüğüm en hoş mehtap! Kadehteki son yudumu da boğazıma indirmek üzereyken bir el bileğimden tutuyor. Başımı çevirdiğimde elin Hamdi Bey`e ait olduğunu görüyorum "üstat, biraz fazla kaçırmadın mı?" diyor zorlukla gülümseyerek.
"Belki ölmek hakkımı kullanıyorum,"
Onaylarcasına başımla işaret yapıyorum. Hamdi Bey Seval Hanım`la konuşmaya başlayınca ise haylaz çocuklar gibi gizlice yudumluyorum kadehteki son mısrayı da. Birazdan Seval Hanım bana doğru eğilerek konuşuyor: "Ben kalkıyorum, isterseniz sizi de arabamla eve bırakabilirim." Sonra gözlerini kaçırarak devam ediyor: "Pek iyi görünmüyorsunuz." Birlikte kalkıp restorandan çıkıyoruz. Karanlık park yerine doğru birlikte yürüyerek arabaya biniyoruz. Zarif elleriyle kontak anahtarını çeviriyor. Yol boyunca pek az şeyden konuşuyoruz. Benim dilimin dönmeyip saçmaladığım yerlerde de anlayışlı bir hüzünle yüzüme bakıyor. Karanlıkta parlayan nişan yüzüğüne bakıyorum.
"Ben senin olmadığını arıyorum,"
Apartmanımın önünde geldiğimizde duruyoruz. Tokalaşarak beni uğurluyor. Arabanın ardından karanlıkta kayboluşunu izliyorum. Masallar tek kişilik olmaz, bu yüzden benimkisine öykü diyebiliriz. Ayrıca hiç peri padişahıyla tanışma şerefine ulaşmadım. Penceremde Anka kuşları ötmez ve Kaf dağının arkasında gül bahçesini de bilmem. Sayılırsa, ölü nergislerim var elimde. Tıpkı şiirdeki gibi bana ait ne varsa onu korkutuyor. Ona ait ne varsa hiç biri benim değil. Eve giresim yok. Bu yüzden kaldırıma çöküp bir sigara yakıyorum. Kanımda yüksek promil şiir var. Bunun için cezalandırılmalıyım.

*Santimantalizm: Edebiyatımızda özellikle Servet-i Fünuncuları etkileyen bir edebi akım; aşırı duygusalcılık, melankoli.


-------


Anastasia | mesaj gönder | hikaye | 12-02-2005 | 97 | listeme ekle | puan ver


bu yazıya yapılan yorumlar:

Bu yazıya henüz bir yorum eklenmemiş.

Bu yazıya yorum ekleyin:

Yazılara yorum yapabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.

uyarı: yaziyorum.org üzerindeki tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir, kopyalanamaz.
bilgi ve iletişim için: