Kullanıcı Adı
Parola
Beni Hatırla
 » Üye Olun
 » Şifremi Unuttum
 » Aktivasyon İşlemleri
» bilim (15)
» çevre (4)
» gazete (0)
» genel kültür (49)
» gezi - anı (43)
» hayat (360)
» hayvanlar (6)
» hikaye (28)
» internet (99)
» iş dünyası (3)
» kıl oluyorum (43)
» kişisel (103)
» kitap (5)
» mizah (41)
» müzik (19)
» okul (2)
» öykü (23)
» politika (74)
» radyo (1)
» röportaj (2)
» sevgi (177)
» sinema (18)
» siteden haberler (25)
» spor (16)
» tarih (0)
» tebrik ediyorum (11)
» televizyon (3)
» tiyatro (0)
» yetişkin (25)
» bol vitamin
» 1 milyon TL'ye kitaplar.
» Hikayeler
» vex
» deneysel
» disguast
» designers vault
» esadness
» plastic wings
» enberbats
» sunipeyk
» designeddisorder
» luna.ch
» e ?
» zoque.com
» donna scan
» atilla baybara
» graphart
» Üç Nokta Anlam Platformu
» bildirgec.org
» sanatsal
» soru cevap
» site analizi
» x-ist
» hafif.org
» meze.net
» çay ve kurabiye
» yaşam dersleri
» hede hödö ve obaaa



 RSS ve Blog Desteği 
 Hızlı Haber-Makale Oku 
 XML› 
Tutuklu
Adım Murat. 26 yaşımda, hayatımın baharında bir kahpe kurşunla hayata veda etmişim. Evet, ben ölmüşüm. Davul ve zurnalar eşliğinde gittiğim yerden, bayrağa sarılı bir tabutta dönmüşüm. Resimlerim asılmış tanıdıklarımın yakasına ve güzelce yıkanıp, ardından törenle gömülmüşüm. Karım ve ufak oğlum ne yapacaklarını şaşırmışlar, gözyaşları arasında ölüm ile yaşamın ince çizgisinde gitmiş gitmiş gelmişler. Karım 10 gün hastahanede kalmış, onu amansızca uyutmuşlar. Oğluma ise annemler bakmış. Sonraları kendini toparlayıp çıkmış hastahaneden karım, fakat eski halinden eser kalmamış. Aşık olduğum gülümsemesi, gözlerini kırparak şımarması ve hayata hep umutla bakan gözleri kaybolmuş, karanlık bir kader kuşağında yolunu şaşırmış. Hatıralarımıza dalmış karım, sabah güzelinde, akşam en güzelinde gezinmiş. Kimseyle konuşmamış ve dolup dolup taşmış. Benim ve yıldızların haricinde kimsenin görmediği gecelerde, utanmaksızın geceler boyu ağlamış...

Şimdilerde hayatını oğluma adadı. Oğlum diyorum çünkü o ufak olmaktan çıktı, artık filinta gibi bir delikanlı. Bana benziyormuş herşeyi. Öyle diyor karım. Yemek yemesi, suratının asılması ve hepsinden önemlisi o muhteşem gülümsemesi.. Hep beni hatırlatıyormuş. Onun giyinmesi, okuması ve hayatında atacağı her adım özenle izleniyor, annesi ve babası tarafından. Tek farkımız, karım ona dokunup konuşabiliyor, ben ise sadece izliyorum. Oturma odasında, yatak odasında, banyoda.. Her yerdeyim. Onlar benim ailem, yaşamasam bile, ben onlarsız duramıyorum...

9 sene geçti ama hala alışamadı karım. İzliyorum, sabah uyanırken istemsiz bir şekilde beni arıyor kolları. Bulamayınca uyanmaktan vazgeçip, tekrar gömülüyor başı yastığa. Bir kaç damla ile ıslandıktan sonra yastık, hüzün dolu gözlerle başlıyor yeni gün. Oysa kollarını doldurmayı çok isterdim. Yaşasaydım eğer, uyandığını farkedince onu daha bir sıkı sarardım, ardından gözlerini açmadan yüzünü şefkatle okşar ve dudağına bir öpücük kondurarak gününü başlatırdım. Gözlerini açınca ilk beni görsün, güneş ardından gelsin istiyorum. Her boynunu büktüğünde saçlarını okşamayı ve vücudumdan çıkarılamayan bu kahpe kurşun yerine, karıma sarılmayı özlüyorum...

Bugün liseye başladı oğlum. Sabah erkenden uyandı annesi ve büyük bir heyecanla hazırladı üniformasını. Ardından kahvaltıyı hazırladı ve kıyamayarak uyandırdı evladımı. Büyük bir özlem içerisinde izledim, onu titizlikle giydirmesini ve özenle süslemesini. Gitme vakti geldiğinde, bir öpücük kondurdu yanağına oğlumuzun ve sarıldı, bir müddet ayrılamadı. Gözlerimin, gözlerinde olduğunu söylerek uğurladı oğlumuzu. Bana yakışanı yapmalıymış, bana yakışan bir evlat olmalıymış. Bense koşup sarılamadım ona. Doyasıya oğlum diyerek koklayamadım saçlarını. Nasihat etmeli, onu gözlerinden öpmeliydim. Ama yapamadım, burada böyle sessizce izledim ve yüreğimden bir kez daha mühürlendim. Sanki bugün dirilip, tekrar yaşama veda ettim..

Cennete gidecekmişim ben, şehitmişim çünkü. Oysa özlemim o kadar büyük ki.. Sadece bir gün isterdim beni burda tutanlardan. Bir günlüğüne yaşama dönüp, tüm günümü karım ve oğlumla geçirmeyi dilerdim. Sabah onunla uyanır, bana sarılmak isteyen kollarını doldururdum. Tüm günümü onlarla geçirir, doyasıya yaşardım. Her bir anın kıymetini bilir ve saniyeler geçmesin isterdim. Oğlum ile basketbol oynar, ona aşk hayatını sorardım. Umarsızca tavsiyeler verir, nasihatlar ederdim. Karımın yerine yemekleri ben yapar, elleri acımasın diye bulaşıkları da yıkardım. Elbiselerimi sağa sola atmaz, onu hiç üzmezdim. Akşam olupta hava kararınca balkonumuza çıkar, ailemi kollarıma alarak gökyüzünü izlerdim. Hep izlendiklerini, benim onları asla bırakmadığımı ve bırakmayacağını anlatırdım. Ağlamamalarını ister, her bir gözyaşlarında benim çektiğim acıyı tarif ederdim. Oğluma defalarca sarıldıktan sonra yatağına yatırır, uyuyuncaya kadar başında beklerdim. Uyurken hep yapmak istediğim ama yapamadıklarımı dile getirir, hissettirmeden yavaşça öperdim. Ardından yatak odamıza giderek, geceliğinin içinde karımı seyrederdim. Işıklarımızı kapatır ve onu kollarımın arasında saklardım. Hep özlediğim saçlarının arasında ellerimi dolaştırır, gözlerini dudaklarımla kapatırdım. Hasret olduğu güven duygusu ile onu uyuttuktan sonra, hasret olduğum boynuna kapanır, kokusunu doyasıya içime çekerdim. Son bir feryat koparırcasına yanağına bir buse kondurur ve tekrar ölürdüm. Çok mutlu olur ve asla ağlamazdım. İşte sadece bu bir gün için, tüm cennet hayatımı yakardım..

Oysa ben, üzerine en güzel hatıralar ve duygular yazılan, ardından acımasızca yırtılan bir mektubum. Bu kadar kısa ve talihsiz oldu hep benim umutlarım. Aileme dokunamıyor, onları koklayamıyor ve öpemiyorum. İzlemek ve hatıralarımı dinlemekle yetiniyorum. Çığlıklarım bile duyulmuyor bu koca sessizlikte. Hep yazıyorum çünkü onları çok özlüyorum. Buradan sizlere sesleniyorum çünkü hepinize özeniyorum. Sizlerin de aileniz var ve bir çoğunuz babasınız. Ben ise bir talihsizim. Sizlerden tek farkım, yaşamak yerine bir kaç odadaki fotoğraflarda hapisim...



-------


Sami Guzel | mesaj gönder | hikaye | 14-09-2004 | 245 | listeme ekle | puan ver


bu yazıya yapılan yorumlar:

vakit kaybı..

yukarıda yaşımın 23 olduğunu okyunca durup düşündüm, ben bir zamanlar pırıl pırıl bir çocuktum. meşelerim bilyelerim falan vardı, gerçi hep kaybederdim ama kaybetmek hiç bir zaman o kadar güzel olmayacak.

zgee | mesaj gönder | 16-09-2004
Yahu Sami kardeş,sen hemen bir kız arkadaş bul kendine.İnce beline sarıl,bir ilkbahar sabahı kırlarda koş.Sonra evlen onunla,ona şeffaf çamaşırlar al...Doya doya aşkını hayatını yaşa arkadaş.Böyle dipsiz kuyularda melankolik melankolik dolaşma.İşte ben her zaman diyorum arkadaşlar.Köylüler kendi kendilerinin yakasını tutmuş bırakmıyorlar.Kendi kendilerini boğuyorlar.Neden ? Kendi kendilerine uyguladıkları baskıdan dolayı.Yazıksınız arkadaşlar.kırın şu zincirleri.Bakın köşede bir kız sizi bekliyor.Hadi,yürüyün ona doğru.



mavi gün | mesaj gönder | 16-09-2004
Uzgunum mavi gun ama istegini yerine getiremeyecegim, zira evliyim ve esimle aramizda yasattigimiz muthis bir sevgimiz var. Bir insan hakkinda hic bir bilgi sahibi olmadan tavsiye vermek cok mantikli degil, degil mi ? Ayrica burada yayinladigim hikayelerden her birinde bir ders var. Siz bu hikayeden " dipsiz kuyularda melankolik dolasmak " gibi bir ders cikardiysaniz diyecegim bir sey yok. Bu hikaye, insanlara sahip olduklari degerleri bir daha hatirlatiyor. Esiniz, cocugunuz ve mutlu yuvaniz hayatinizdaki en buyuk mal varliklarinizdan daha degerlidir aslinda, anlayana elbette.. Ayrica yukarida anlattigim trajediyi yasayan binlerce esimiz dostumuz kardesimiz olmadi mi ? Biz evlerimizde rahat uyurken, binlerce cocuk babasiz, aileler cocuksuz kalmadi mi ? Ates sadece dustugu yeri yakmamali, arada bir onlari da hatirlamali...



Sami Guzel | mesaj gönder | 16-09-2004
Ölümün anlamlısı,geride kalanlara mutlu bir gelecek sağlıyorsa anlamlıdır.Yani hikayene bir diyeceğim yok.Güzel kurgulamışsın.Hani demek istedim ki,yaşama fırsatını ele geçirmişken doya doya yaşa.Bir taraftan vatan için fedakarlık edip ölenler var,diğer taraftan mutsuzluktan kendini köprüden atan,ahırda asan,yakan var.Ne anladık o zaman ?Birşeyler birşeylere değmeli.Değil mi ?



mavi gün | mesaj gönder | 16-09-2004
Bir noktada anlasamiyoruz, oda su. Ben zaten hayati doya doya yasayan, oldukca neseli ve pozitif biriyimdir. Yazilarim, yasadiklarim yada yasamak istediklerim degildir. Tolstoy aristokrat bir aileden geldigi halde bir hizmetcinin hayatini mukemmel anlatmistir. Oscar Wilde bir erkek oldugu halde, kocasini aldatan bir kadin gibi bir cok basarili oyku yazmistir. Bu tarz binlere ornegi goz onunde bulundurursaniz, oykuleri yada hikayeleri ile yazari yargilamak son derece yanlis bir tutumdur. Elestiri yada yoruma her zaman acigimdir ama bu lutfen hikayelerim ile ilgili olsun. Tanrica anlatma, 3. kisi dilinden anlat diyin bu elestiriyi kabul ederim. Bir sehitin duygularini yanlis dile getirmissin cok basit olmus diyin bunu anlarim. Elestiriler hikayeye ve yazilara olmalidir, zira hayatimi elestirme hakkini sadece, beni benden iyi taniyan dostlarima veririm.. Umarim ne demek istedigimi anlatabilmisimdir..



Sami Guzel | mesaj gönder | 17-09-2004
Güzel bir anlatım; etkileyici, hüzünlü bir öykü.Ancak gerçekçi yanı çok zayıf.Yaşamın sürdüğü fikrini de aralarda vermeliydi bence.



diya-78 | mesaj gönder | 17-09-2004
Hayır. Ben diya-78'e katılmıyorum.
Bu bir öykü değil.
Bu dil, bir öykü dili değil.

Ama.
Sami'nin, Mavi gün'ün hiç de şık olmayan yorumuna yazdığı cevap çok güzel.
Umarım, mavi gün anlayabilmiştir...



kaptan | mesaj gönder | 22-09-2004
Yazı gayet güzel, hüzünlü ve yukarıdaki iddiaların aksine gerçekçi. Mesajı da gayet açık. Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az.



mehmetsahin99 | mesaj gönder | 24-09-2004
Bu yazıya yorum ekleyin:

Yazılara yorum yapabilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.

uyarı: yaziyorum.org üzerindeki tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir, kopyalanamaz.
bilgi ve iletişim için: